![]() |
|
|
|
#1 (permalink) | ||
|
|
Türk süsleme sanatında desen ve motifOn sekizinci yüzyıl Edirnekâri üslubunda yapılmış dört çiçek buketi. Orijinali Londra, Victoria Albert Müzesinde bulunan on altıncı yüzyıl yapımı seramik bir tabak örneği. TÜRK SÜSLEME SANATINDA DESEN ve MOTİF Süslemecilik insanlık tarihi ile beraber başlar. Kendini, yaşadığı ortamı ve kullandığı eşyayı göze en hoş gelecek şekilde süslemek, onu sanat anlayışı ile biçimlendirmek, insanoğlunun adeta doğal bir tutkusudur denilebilir. Gelmiş geçmiş uygarlıkların arasında, süsleme sanatları en olgun ve seçkin bir seviyeye ulaşmış milletlerden biri de şüphesiz Türklerdir. Türkler, Orta Asya'dan başlayarak yakın doğuyu da içine alan milli sanat kültürünü yıllardan beri Anadolu ve Trakya'da çok başarılı bir şekilde yürütmüştür. Orta Asya ve Uzak Doğu Etkileri: Uygur, Hun ve Çin sanat anlayışlarının izleri, Türk Süslemeciliğinden hiçbir zaman kaybolmamıştır denilebilir. Birçok motif ve desenin kökenlerini özellikle Uygur resimlerinde aramak yanlış olmaz. Başta on bir ve on ikinci yüzyıl İran Selçuklularının kendilerine öz kavramları, İlhanlıların parlak ve atak sanat anlayışları, Timurluların ince ve zarif sanat görüşleri Memlukluların, Celayirlilerin, Muzafferilerin, Akkoyunlu ve Karakoyunlu Türkmenlerinin ve nihayet Safavilerin süsleme sanatlarında gösterdikleri başarılı buluşların, Türk Süslemesinin oluşmasında büyük rol oynadığı kesin olarak kabul edilebilir. Türk süslemelerinde görülen diğer bir etki de Yakın doğu ve Anadolu'da hakimiyetlerini sürdürmüş olan eski uygarlıkların izleridir. Örneğin; Helenistik çağın, Hititlerin, Sümerlerin, Sasanilerin ve Bizans'ın sanat kavramlarını bir karşılaştırma zemini olarak göstermek mümkündür. Yöresel etkiler: İklimler, doğa örtüleri, imparatorluğun o yere verdiği önem ve ihtiyaç, çeşitli bölgelerde paralel üsluplar ve ekoller oluşturmuştur. Örneğin; Bağdat, Musul, Tebriz, Diyarbakır, Orta Anadolu (Konya, Kayseri ve Sivas), Amasya, İstanbul, Bursa, Edirne ekolleri kendilerine özgü özellikler taşıyan süslemelerle doludur. Bu etkilerin yanı sıra, her devrin kendine göre değişen bir sanat kültürü anlayışı da göze çarpmaktadır. Yeni icatlar ve keşifler, batı dünyası ile ilişkilerin çoğalması Türk süslemeciliğine yeni renkler, motifler, desenler getirmiştir. Bu açıdan ele alındığında süslememizin tarihsel gelişimi beş bölüm üzerinden programlanabilir. 1. On altıncı yüzyıldan evvelki süslemeler. 2. On üç ve on dördüncü yüzyıl, Selçuklu ve Beylikler dönemi süslemeleri, 3. Osmanlı erken devir ve on beşinci yüzyıl süslemeleri. 4. On altıncı yüzyıl ve on yedinci yüzyılın ilk yarısının süslemeleri ki bu dönemde sanatımız doruğuna ulaşmış ve her dalında çok başarılı olmuştur. Böylece bu bölüm süslemeciliğimiz -klâsik devir- olarak tanımlanmaktadır. 5. Türk Rokokosu- başlığı altında toplanan on sekiz ve on dokuzuncu yüzyıl süslemeleri. Türk Süslemeciliğinin bu tarihi gelişimi zaman içerisinde kendi köken, gelenek ve yorumlarına sıkı sıkıya bağlı kalarak İslam dünyasında seçkin bir yeri bulunduğu ne kadar gerçekse, bu gelişmede İslam düşüncesine de önemle sadık kaldığını belirtmek de o kadar yerinde olur. SÜSLEMENİN OLUŞUMU ve MOTİFLER Süsleme genel anlamda şöyle tarif edilebilir: Resim sanatının bir kolu olup, belirli bir yerin, eşyanın, abidenin daha da güzelleştirilmesi için üslup kazandırılmış şekil, resim ve motiflerle değerlendirilmesidir. Demek ki ana teması desen, deseni de oluşturan motiflerdir. Türk süslemesinin zenginliği motif çeşitlerinin bolluğu ve motiflerinin son derece estetik bir yapıya sahip oluşlarından ileri gelmekledir. Yüzyıllar boyu devam eden geleneklerle yoğrulmuş olarak dekoratif sanatlarımızın ileri bir düzeye ulaşmasını sağlamışlardır. Bu denli bir oluşumun nedenlerinden birini de Türk sanatkârının, dini yasaklar nedeniyle resim ve heykel sanatlarında kısıtlanmasında, benliğini süsleme sanatları kanalıyla korumaya çalışmasında aramak gereklidir. Hayal gücünü bu sahalarda sürdürerek bazen ileri derecede bir stilizasyona, bazen ise soyutlamaya kadar giden, modası geçmeyen yapıtlar meydana getirmiştir. Örneğin; Selvi ağacı motifinin yanı sıra, aynı büyüklükte bir gül motifini işleyerek ölçü birimini ortadan kaldırması gibi. Ayrıca süslemede, doğanın güzelliği ve verdiği ilham göz önüne alınacak olursa, yüzyıllar boyu kendilerine en güzel yöreleri yurt edinen Türk insanının, gerçek bir sanatçı olarak, doğayı aynen taklit etmek yerine onu üsluplandırarak uygulamayı doğru bulduğu görülür. Türk motifleri, tahminlerin üstünde olağanüstü geniş bir konudur. Kendi çalışma ve araştırmalarımızın oranında bu bin bir çeşit motifleri ve oluşturdukları desenleri, on ana kol altında yorumlamayı ve programlamayı uygun buluyoruz. 1. Bitkisel motifler 2. Hayvansal motifler 3. Geometrik ve sembolik motifler 4. Geçmeler 5. Mimari ve insan yapısı formlardan esinlenen motifler 6. Doğadan stilize edilen motifler 7. Barok, ampir ve rokoko motifler 8. Yazının dekor ve motif olarak kullanılması 9. İnsan, giysilerinin ve takılarının motifleri 1. Bitkisel Motifler Süslememizin en yaygın bir kolu olup çok zengin ayrıntılar halinde bulunurlar. Başlıca dört grup altında toplanabilirler. A. Çiçekler Yine üç alt gruba ayrılırlar: 1. HATAİ [HATAYİLER) Bunlar Türk süsleme sanatının başlıca desenleri arasında en önemli türlerinden biri olarak çoğu kez çiçeğin kökeni belli olmayacak derecede stilize edilmişlerdir. 2. DOĞAYA YAKIN OLARAK STİLİZE EDİLMİŞ ÇİÇEKLER: a. Uygulandıkları sahaların zorunlu kıldığı tekniklere göre uygun özellik taşıyanlar. Örneğin kalem işlerindeki çiçekler ile tahtaya, taşa oyulan veya kumaşa işlenen, halıya dokunan çiçek motiflerinde belli ayrıcalıklar görülür. b. Çiçek çeşitleri: Özellikle lâle, karanfil, haşhaş, gül, sümbül, haseki küpesi, menekşe, nergis vs. gibileri, gelmiş geçmiş sanatkârların elinde bin bir şekle bürünmüşlerdir. Örneğin lale motifini ele alalım: İstanbul'da bulunan abidelerimizin yalnız duvar çinilerinde 312 çeşit lale motifi saptanmıştır. Eski mezar taşlarında bulabildiğimiz değişik lâle formları 350'nin üzerindedir. Kumaşlarda ve işlemelerde ise 585 çeşit sayılmıştır. c. Kullanılan teknik üsluplara göre değişik görünüm kazanmaları. Örneğin; gül motifi taş oymada üç buutlu oyulduğu ve natüralist bir görünüşe sahip olabildiği gibi, tek düzeyde oyulup geometrik bir şekle de bürünmüştür. Örneğin: gül, kâğıda tezhiplendiği zaman, akıtma, noktalama veya tarama üsluplarına göre farklı görünüştedir. 3. MİNYATÜR ÇİÇEKLER: Eskilerin -Şükûfe Tarzı- olarak adlandırdıkları ve natüralist özellikleri olan bu üslup, özellikle on sekiz ve on dokuzuncu yüzyıllarda benimsenmiş bir süslemedir. Vazolu, vazosuz buketler, tek çiçekler gibi birçok kısımlara ayrılırlar. B. Yapraklar Stilize yapraklar, doğal görünüşte olanlar, tek dilimler, üç dilimli olanlar (Seberk), beş dilimli olanlar (Pençberk), çok dilimli olanlar, birbirlerine sarılmış yapraklardan meydana gelen terkipler (Sadberk), tatbik edildiği sahaların teknik zorluğuna uygun özellikleri olanlar, hançer ve geometrik yapraklar gibi pek çok kısımlara ayrılırlar. C. Ağaçlar Yapraklarda ve çiçeklerde olduğu gibi pek çok çeşitleri olan ağaç örneklerinin Türk süslemeciliğinde önemli bir yeri vardır. Özellikle beş çeşit ağaç süslemesine çok sık rastlanılmaktadır. 1.Servi ağacı 2.Hurma ağacı 3.Hayat ağacı 4.Meyveleri belirtilen meyve ağaçları 5. Çiçek açmış ağaçlar. D. Yemiş ve Meyveler Diğer bitki motiflerinde olduğu gibi bu grup da çok zengindir. On sekizinci yüzyıla kadar nispeten seyrek, daha sonraları çok yaygın şekillerde kullanılmışlardır. Bunların arasında özellikle üzüm ve nar motiflerinin, sembolik anlam kazanarak çok benimsenmiş oldukları görülür. 2. Hayvansal Motifler Bitkisel süsleme kadar hayvanlardan ilham alınarak yapılan süsleme. Türk mimarisi ve el sanatlarına, özellikle on altıncı yüzyıla kadar hâkim olmuştur. Bu yüzyıl ile birlikte bitkisel süslemenin yanında yardımcı motif olmaya başlar ve on sekizinci yüzyılda da tamamen kaybolup gider. Hayvansal süslemeyi üç alt gruba ayırıyoruz: A. Yalın Hayvan Formları On beşinci yüzyıla kadar mimaride olsun diğer sanat dallarında olsun çeşitli hayvan şekillerinden veya ayrıntılarından yapılan süslemenin çok benimsenmiş olduğu görülmektedir. Anadolu Selçuklu abidelerinde, bunların en nefis örnekleri bulunur. Başlıca iki grup altında toplanmaktadırlar: 1 - Efsanevi veya mitolojik hayvan motifleri. a - Harpiler. Yarı insan yarı hayvan şeklinde yapılan bu yaratıklar gök, kara ve deniz harpisi olarak üç şekilde oluşurlar. b - Zümrûd-û Anka veya Simurg ad'arı ile tanınan efsanevî kuşlar. c - Ejderler (Ejderhalar) 2- Stilize hayvan motifleri. a - Kuşlar, bu grubun en sık kullanılmış olan motifleridir. Özellikle kartal ve güvercin Selçuklular döneminde çok benimsenmiştir. b - Aslan, kaplan, kurt ve boğa gibi vahşi hayvanlar c - At, geyik, tavşan, keçi gibi hayvanlar d - Balık va diğer deniz hayvanları B. Rûmiler Hayvanların kanat, bacak ve bedenlerinin stilize edilmiş şekillerinden oluşan ve kökenleri Orta Asya'ya dayanan çok yaygın bir Türk Süsleme elemanıdır. Rûmilerle yapılan dekorlar başlı başına bir üslup doğurmuştur. Pek çok çeşitleri vardır. Rumiler ileride tekrar ele alınacaktır. C. Selçuklu Münhanileri On beşinci yüzyıla kadar çok kullanılmış, sevilmiş ve üsluplaşmış zengin bir motif çeşididir. Özellikle el yazması kitap süslemesinde çok kullanıldığı görülür. Rûmilerin ayrıntılarından oluştuklarını kanıtlayan Orta Asya Uygur freskleri mevcuttur. 3. Geometrik ve Sembolik Motifler Yüzyıllar boyu en sık ve ayrıntılarla kullanılmış desen türlerinden biri de şüphesiz geometrik kurallara dayanmaktadır. İslâm felsefesi ile iyi bağdaşması ve soyut anlama ulaştığı için Türkler, özellikle Arap aleminden aldıkları bu süslemeyi kendi görgü ve yorumları ile yoğurarak ilginç dekorlar yaratmışlardır. Bu kolu iki bölümde programlamak mümkündür: A. Geometrik Motifler Geometri kurallarına ve ölçülerine uyularak stilize edilen kesin motifler bu grubu oluşturur. Geometrik ağlar, daire, üçgen ve poligonlar gibi. B. Sembolik Motifler Bilinçli veya bilinçsiz belli bir anlatımı olan motifler bu bölümde toplanmaktadır. Herhangi bir şeyi simgelemek amacı ile kullanılan veyahut belirli bir fikri uyandıran şekillerdir. Türk süslemeciliğinde bu tarzda kullanılan pek çok motife rastlanır. Araştırıldığı zaman, kökenlerinin pek eski medeniyetlere ve inançlara dayandığı görülür. Serbest ve müstakil şekillerde oldukları kadar, geometriye ve sayılara dayananları pek çoktur. 4. Geçmeler Eski adı ile zencerek olarak anılan bu desenlerin binlerce çeşidi vardır. Zincirleme halkaların devamı şeklinde oluşurlar. Her yüzyılda sevilmiş, kullanılmış ve zamanın modasına göre üsluplaşmışlardır (Burdur) ve yalın hallerde olmak üzere İki büyük bölüme ayrılırlar. 5. Mimari ve İnsan Yapısı Formlardan Esinlenen Motifler A. Kaplar 1- Vazolar-çiçeklikler, Her türlü Türk Süslemesinde on beşinci yüzyıldan itibaren çiçek motiflerini bir düzeye yerleştirme amacı ile şekil alan vazo motifleri pek boldur. 2- Kandil ve şamdanlar. Özellikle mezar taşlarında çok kullanılan ve ışığı sembolize eden bir motif türüdür. 3- Tabak ve diğerleri, (Örneğin İbrik, gülabdan, buhurdan vs.) B. Bina Desenleri Özellikle on sekizinci yüzyılda moda olmuş ve süslemeye girmiştir. İşlemede, tezhipte ve taş süslemesinde çok rastlanır. Dini binalar (Cami, mescit) sivil binalar (evler, köşkler, yalılar] ve resmi binalar (saraylar, kasırlar, kaleler) olmak üzere üç bölüme ayrılırlar. Gerçekçi desenler olmakla beraber, stilize olmuş ve motifleşmiş tiplerine de rastlanmaktadır. C. Gemi ve Kalyonlar Diğer motiflere oranla daha az kullanılmışlarsa da yine de pek çok çeşitleri görülmektedir. Özelikle on altı ile on sekizinci yüzyıllar arasındaki Türk seramiklerinde çok görülürler. Ayrıca işlemede, minyatürde ve taş süslemesinde en ilginç örnekleri bulunur. D. Eşya Motifleri Ev eşyası, savaş, mesleki ve gündelik gereçler, yerlerine göre süsleme desenleri olarak kullanılmıştır. Özellikle mezar taşlarında kişilerin sembolü olarak çok görülürler. (Kese, kahve fincanı, tüfek, tabanca, okluk vs. gibi). 6. Doğadan Stilize Edilen Motifler Hayvan ve bitki motiflerinin yanı sıra doğada var olan birçok kavram süslememizde kullanılmıştır. A. Bulut Motifleri B. Güneş, Ay ve Yıldız Motifleri Bunların bir kısmı belirli bir anlamı ifade eden semboller, diğerleri de süsleme amacı ile meydana getirilmiş olanlardır. C. Deniz, Akarsu ve Durgun Su Motifleri Özellikle minyatür sanatında su kavramının çeşitli şekillerde motifleştiği görülmektedir. D. Ateş ve Nur Motifleri Genellikle minyatür kompozisyonlarında çok uyguladığı ve ileri derecede stilize edilmiş pek çok çeşidinin belirli formlar halinde kullanıldığı görülür. 7. Barok, Ampir ve Rokoko Motifleri Batı etkisi ile on yedinci yüzyılın ikinci yarısından itibaren Türk süslemesi değişime uğrar ve bu yeni moda eski motiflerle "Türk Rokokosu" adı verilen bir üslûbu ve yeni motiflerini oluşturur. A. Rozetler Dairesel anlatımları olan bu örneklerin bazıları yerlerine göre sembol olmuşlardır. Hemen hemen her süslemede kullanıldıkları için pek çok çeşitleri vardır. Kitap tezyinatında, gülce, nokta, hizip gülü gibi çeşitli isimler alırlar. B. Şemseler Oval formlar içinde oluşan bu örneklerin en yaygın çeşitleri cilt kapaklarında bulunur. Ayrıca on beşinci yüzyıl tezhip sanatının en seçkin şekillerindendir. C. Köşelikler Üçgen formlarda oluşup, köşe boşluklarını süsler. D. Alınlıklar Süslenen eserin ön ve en üst kısmında yer alan bölümüdür. Devirlerine göre değişik özellikler taşırlar ve yerlerine göre de taç, tepelik gibi isimler alırlar. E. Panolar Süsleme desenlerinin simetrik veya asimetrik tarzda oluşturduğu, bütünlenmiş bir kompozisyon görünümü taşıyan, yerine göre koltuk, köşelik vs. gibi çeşitli isimler alan, belirli formlar içinde dekore edilmiş tezyini parçalardır. F. Bordürler Süslememizin en zengin bölümünü teşkil ederler, hemen hemen her tür desenin değişik boyutlarda uygulandığı, dekore edilmiş dar ve uzun satıhlardır. Yerine göre pervaz, ulama, kenar suyu gibi isimler alırlar. G. Süsleme Ayrıntıları 1 - Tığlar, özellikle kitap süslemesinde kullanılır. Yapılan desenin bitiminde uygulanan bir yardımcı süslemedir. 2 - Agraflar, kompozisyonu güzelleştirmek amacı ile, özellikle Türkler tarafından benimsenmiş ve geliştirilmiş bir süsleme ayrıntısıdır. 8. Yazınını Dekor ve Motif Olarak Kullanılması Genellikle eski harfler bazı hallerde süsleme elemanı olarak da kullanılmıştır. A. Resim şeklinde oluştukları vakit anlamlı bir kelime veya ibarenin kuş, hayvan, meyve, çiçek, bina veya insan formları halinde biçimlendiği görülür. B. Süsleme amacı ile harfler iri olarak hazırlanıp içleri belli motiflerle doldurulduğu gibi, bazı hallerde de yazının dışında kalan boşluklar yine motiflerle bezenmektedir. 9. İnsan, Giysi ve Takıları Yerine göre ileri derecede stilize, yerine göre üsluplanmış olarak süslemeye giren bu bölüm çok geniş bir kısmı kapsamaktadır. TÜRK SÜSLEMESİNDE DESEN ve UYGULAMA A. Türk Süslemesinde Kompozisyon Kuralları Kompozisyon, bir yüzey üzerine arzu edilen şekilleri, dengeli ve göze hoş görülecek bir tarzda yerleştirmeye denir. Antik çağlardan beri sanatla uğraşan insanların güzel ve doğru kompozisyon kurmak için birçok kurallara başvurdukları ve belirli oranlar aradıkları görülmüştür. Örneğin meşhur Vitruvius'un "Altın Kesit" oranını belirtmesi gibi. Bu denge kuralı pek çok Yunan mabetlerinde ve özellikle Mısır piramitlerinin inşasında esas olarak ele alınmış ve uygulanmıştır. Bundan başka "Porte d'Harmonie" denilen ve Ahenk Kapısı anlamına gelen bir diğer oran da özellikle batılı sanatçılar tarafından çok benimsenmiş ve uygulanmıştır. Ahenk Kapısı oranının pek kolay olması ve Altın Kesimi oranına yakın bir nispet sağlaması bakımından günümüzde oldukça yaygın bir şekilde kullanılmaktadır. Bu, ortasından iki eşit parçaya bölünen bir karenin alt çizgisinin yarısı kadar bir uzunluk ilavesi ile meydana gelen bir dikdörtgendir. Doğada görülen her şeyin bir dengesi olduğu gibi, kompozisyonda da en dikkat edilecek nokta dengenin sağlanmasıdır. Ayrımlar ne kadar dengeli ve estetik olursa yerleşim o derece güzel ve başarılı olur. Kompozisyonda dengeli bir ayrımı; düz, kırık, münhani çizgiler ve kare, üçgen, dikdörtgen, daire gibi geometrik şekiller sağlar. Belirli kurallar dâhilinde faydalandığımız bu elemanlar bize güzel, kusursuz ve göze hoş gözüken kompozisyonlar çiziminde en büyük yardımcıdır. Türk süsleme sanatlarında pek çok sanatkâr kendine özgü oranlar içinde çok çeşitli ve güzel derlemeler meydana getirmiştir. Türk Süslemesinin esasını dekoratif kompozisyon teşkil eder ve aşağıda belirttiğimiz ayrımlarda eleştirilir. 1. Tek merkezli olanlar 2. Bağımsız ve serbest dekore edilenler 3. Çok eksenli olanlar 4. Simetri hâkimiyetinde meydana getirilenler 5. Başlangıcı ve sonu belli olmayanlar 6. Kırık ve düz çizgilerden oluşanlar 7. Eğik çizgilerin yardımı ile yapılanlar 8. Belirli ve tekdüzen kalıplar içinde tezyin edilmiş olanlar 9. Geometrik şekillerden oluşanlar 10. Girift ve çok dolu görünümde olanlar 11. Sade ve basit şekilde dekore edilenler 12. Bitkisel, hayvansal veyahut her iki tür motifin birlikte kullanılması ile meydana gelenler 13. Her tür motifin uygulandığı kompozisyonlar 14. Sanatkârların ve yüzyılların üslûp özelliğini yansıtan, bu etkiler altında oluşanlar Arzu edilen ortamı süslerken, doluluklar kadar, bırakılacak boşlukların da büyük önemi olduğunu unutmamak gerekir. Genellikle bunların birbirlerine eşit oranda olması dengeyi sağlar. Süslenecek olan yüzey, kare, üçgen, daire ve dikdörtgen gibi geometrik şekillerden yararlanılarak orantılı bölümlere ayrılır. Böylelikle kompozisyona yerleştirilecek olan motiflerin gittikleri yön ve desenin merkez noktaları tespit edilmiş olur. Dik ve yatay çizgiler genellikle dengeyi temin eder. Eğik çizgiler ise hareketi meydana getirir. Eğik çizgiler birbirlerine zıt yönlerde kullanıldığı zaman bu denge temin edilmiş olur. Bundan dolayıdır ki tamamen eğik çizgilerden oluşan terkiplerde, bu çizgilerin karşıtlarının da kullanılmasına dikkat edilir. Kompozisyonlarda düz ve kırık çizgiler ne kadar sertlik ve hareketsizlik ifade ediyorsa eğik çizgiler de desene ve dolayısıyla terkibe, daima yumuşak ve hareketli bir gürünüm sağlamış olur. Özellikle doğaya uygun olarak bitkisel motiflerden meydana gelmiş kompozisyonlarda daima eğik çizgilerin kullanıldığı görülmektedir. Kırık ve düz çizgiler hendesi motiflerin terkibinde, özellikle sonsuzluğu simgeleyen, başlangıcı ve sonu olmayan, hepten devam eden desenlerde kullanılır. Çinilerde kesişme noktaları, genellikle konulacak olan motifin yerini gösterir. Birden fazla tür motifin meydana getirdiği kompozisyonlarda her tür motif kendi doğrultusunda, kendi hattında devam eder ve biter. Hiçbir zaman birbirlerinden çıkmaz. Kesiştikleri noktalarda biri alttan, biri üstten geçerek devam ederler. Merkez veya alt noktada olan bitkisel bir motif çoğunlukla tepe veya bitişte olandan daha büyüktür. Bazı hallerde aynı büyüklükte olarak davam ederler. Çizilen kompozisyon iskeletinin üzerine yerleştirilecek olan motifler, ister bitkisel ister hayvansal (Rumi) olsun daima aynı yöne doğru yerleştirilir. Bünyelerinin tek tarafa yönelmesine dikkat etmek gereklidir. Kompozisyonda iki nokta arasına çizilen bir doğrunun, daima belirli ve eşit oranlarda bölünmesi gereklidir. Geçecek hatlar ya da bunların üzerine konulacak olan motifler evvelden belirtilmiş noktalara yerleştirir. Klâsik Türk tezhibinde görülen çok ayrımlı kompozisyon tarzı çoğu zaman serbest ve ferah bir görünümde tatbik edilir. Bunlar, belirli kompozisyon kuralları içinde yapılan sade, kolay fakat dengeli ve doğru terkiplerdir. Çoğu kez Türk süslemesinde kompozisyonların kendi kuralları içinde uygulandığı bazı tür motiflerin, bünyelerine özgü bir uyum içinde geliştiği görülür. Bitkisel ve Rûmi motifler, nasıl ki belirli bir hat üzerinde oluşup görünümü tamamlıyorsa, bazı motifler de bunun aksi olarak kümeler halinde veya çeşitli formlar şeklinde meydana gelir. Bunların terkibinde herhangi bir geometrik ayrım yapılmaz, yalnızca süslenecek olan yüzeyin şekli ve boyutları belirlenerek çizime başlanır. Bu tür kuruluşlara özgü motifler arasında bulutlar, Selçuklu münhanileri özellikle başta gelmektedir. Özet olarak şöyle diyebiliriz: Bitkisel ve Rûmi motifler, belirli oranlarda geometrik ayrımlara tabi tuttuğumuz hatlar üzerinde oluşur, münhani ve bulutlar ise o hatlardan çok, gerek katlama usulü ile, gerekse serbest çizilerek hudutları belirtilen sahalara yerleştirilir. Bunların arasında yalnızca geometrik motiflerden oluşan kompozisyonlar, şematik olarak çizilen hatlara aynen uymak zorundadır. Süsleme sanatlarında, antik çağlardan itibaren uygulanan en eski ve yaygın bir çizim şekli de helezonlardır. Uygar olsun olmasın her topluluk, en ilkel şekilde de olsa helezonlardan yararlanmış, bu görünüm üzerinde çeşitli uygulamalar meydana getirmiştir. Türk süsleme sanatında da helezoni terkiplere pek çok rastlanır. Kâğıtta olsun, çini, seramik, tahta ve taşta olsun, birçok sahada spiraller halinde gelişim gösteren kompozisyon örnekleri pak yaygındır. Bu tarzda yapılmış olanlara hemen hemen her yüzyılda rastlamamız mümkün olmaktadır. Kitap süsleme sanatımızın en yaygın bir formu olan şemselerde (özellikle Osmanlı dönemi oval formlar halinde oluşanlarında) motif yerleşiminin çoğu zaman S harfi biçiminde olan bir hat gelişimi üzerinde oluştuğu görülür. Bu şekil, kısmen sağa kısmen sola yönelen bir ters simetri anlamı içinde, güzel ve kolay çizilebilen kompozisyonları meydana getirir. Belirli formlar içinde olan düzenlemeler, uygulandığı sahalar ne olursa olsun aynı kompozisyon kuralları içinde oluşur, koltuk, pano, alınlık, bordür vs. gibi. Bunlarda yalnızca boyut ve motif ayrıntıları bakımından değişiklik gerekmektedir. Örneğin taşa veyahut çiniye işlenmiş bir alınlık, köşe, bordür formunu çok ufak boyutlarda olmak üzere daima tezhipli yazma kitaplarda da bulmamız mümkündür. Ancak kompozisyon kavramı, içine pek çok konunun girdiği geniş bir alanı kapsamaktadır. Yani sadece belirli kalıpların içini bezeme kurallarına ve özelliklerine uygun bir şekilde süslemek olduğu düşünülmemelidir. Örneğin el yazması kitap süslemeciliğinde tezhiplerin kompozisyonları kadar cilt ve sayfaların hazırlanışında kullanılan oranlar, düzenler de belli kompozisyon kurallarına dayanır. Buna mukabil mezar taşı süslemesindeki oranlar ve düzenler daha başka kavramlara uygun olarak yapılmıştır. Yüzyıllar boyunca Türk sanatkârı süslediği her şeyi kendi zevk ve anlayışına uygun bir şekilde işlemiş, ona kendi öz benliğinden, geleneğinden katarak geniş anlamda bir Türk tarzı (Türk üslubu) meydana getirmiştir. B. Desen Uygulamasında Kullanılan Araç ve Gereçler Süsleme desenleri, hangi malzemeyle uygulanırsa uygulansın evvela kâğıt üzerine hazırlanması gerekmektedir. Bu işlerle uğraşacak olan kişinin de işe bu açıdan başlaması yerinde olur. Motifleri, üslupları iyice tanımasının yanı sıra kalem ve fırça kullanma becerisini de geliştirmek zorundadır. Çizimi düzgün olmayan desenler soysuzlaşıp, estetik yapılarını kaybeder ve bozuk, çirkin görünümlere bürünürler. Gerekli araç ve malzeme ilk kademede şöylece sıralanabilir: 1. Aydınger kâğıdı 2. İyi cins karton kâğıdı (120-130 gram ağırlığında) 3. 0, 1, 2, 3 numaralı samur suluboya fırçaları 4. Guvaj boya (kutu, tüp veya şişelerde) 5. Yaldız boya 6. HB, B2, H2 numaralı kurşun kalemler 7. Kareli ve milimetrik kağıt 8. Pergel 9. Tirilin 10. Rapido kalemi ve çini mürekkebi 11. Mikadan düz veya üçgen cetveller (gönyeler) 12. Silgi 13. Ataç 14. Tebeşir 15. Bir avuç toz haline getirilmiş mangal kömürü (ince bir tülbent arasına konarak sıkıca bağlanır) 16. Kurutma kâğıdı 17. Ufak bir kürk parçası [örneğin 10 X 10 cm. ebadında) 18. Işıklı masa. Yapılacak olan desen ilk önce aydınger kâğıdına çizilerek orada düzeltilir ve resim kâğıdına ışıklı masada geçirilir. Kullanılan kâğıt, desenin ışıkta görülemeyeceği kadar kalın ise, aydıngere çizilen desen iğnelenerek kalıp hazırlanır ve kömür tozu ile üzerinden geçilerek desenin kâğıda çıkması sağlanır, sonra da ince ve sert uçlu kurşun kalem ile bu çizgiler tespit edilir. Boyanmaya başlandığı zaman ilk önce ezilmiş altın sürülüp parlatılır sonra renkler konarak tahrirleri çekilir ve en son olarak da zemini boyanır. Boyama işlemleri, iyi cins (HABICO) samur fırçalarla yapılır. C. Türk Süslemesinde Kullanılan Başlıca Üsluplar Yüzyıllar boyunca süslememiz, zamana ve modaya uyarak muhtelif üslupların oluşmasına neden olmuştur. Bunların en önemlilerini sekize ayırmak mümkündür. Yine konu pek geniş olup her Türk süsleme üslubu üzerine birer albüm hazırlanabilir. 1. Bordürler ve Geçmeler Hemen, hemen her dekorda kendisini göstermiş, olan bir ifade tarzıdır. Bütün motif çeşitleri ile birlikte, değişik boyutlarda olmak üzere işlenebileceği çok geniş bir uygulama sahası vardır. Bordürler, kenarsuyu, pervaz ve ulama gibi birçok isimlerle tanımlanırlar. Ara, konar, ince ve kalın bordürler olarak ayrımlara tabi tutuldukları kadar, uygulanan motiflere göre de tasnif edilebilirler. Bordürlerin öz çizimleri "ana iskelet" olarak adlandırılan şemalar üzerine kurulur. Yapılan araştırmalara göre, Türk süslemesinde on altı ana şema tespit edilmiştir. Bunların üzerine kurulmuş olan ve de kurulabilecek örnekler sayılamayacak kadar çoktur. Yapılan dekorlarda bordürler süsleme amacını güttüğü kadar, diğer süsleme bölümlerini de birbirlerinden ayırmak için uygulanırlar. Ayrıca birçok bordürün yan yana gelmesinden oluşan yekpare dekorlar da vardır. Yani panolar oluşturabilirler. Geçmelerin tanımlanmasını daha evvelce yapmıştık. Bu desenler çoğunlukla bordürlerle uyum halindedir. Kullanılmaları çok eski tarihlere dayandığı gibi birçok topluluklarca da benimsenmişlerdir. Türk süsleme sanatının her kolunda ve her devirde gözükürler. En estetik şekillerini Selçuklu Türkleri, mimari dekorlarında ve el yazması kitap süslemesinde kullanmışlardır diyebiliriz. Çizim ve yapılışları kolay olmakla beraber itina ve dikkat ister. Çalışmalar milimetrik veya kareli kâğıda yapılır. 2. Hatai (Hatayi) Süsleme sanatlarımızın başlıca desenleri arasında en önemli türlerden biri olarak karşımıza çıkar. Hem çok sık kullanılmışlar, hem de pek çok çeşitlenmişlerdir. Çin ve Orta Asya'nın etkisi altında oluşan, çoğu kez kökeni belli olmayacak derecede stilize edilmiş çiçek ve yaprakların girift desenleridir. Yapı itibari ile küçük, büyük, üstten, yandan, sade veya çok çeşitli profillerle çeşitli ayrımlara tabi tutulabilirler. Ancak çiçeklerin türleri hakkında kesin bir karara varmak sakıncalı olduğu kadar zordur. Yapraklar ise çiçeklere göre daha az stilize edilmişlerdir. Buna rağmen (pençberk, seberk, berkimli, berki halkâri) gibi pek çok Farsça kökenli isimlerle anılırlar. Ancak lügat anlamlarının ötesinde, çiçekler kadar ayrıcalık göstermezler. Hemen hemen hepsinde büyük bir simetri hâkimiyeti göze çarpar. Birleşik hallerde, bordür, alınlık, şemse ve panolarda, belirli kalıpların sınırlandırdığı çeşitli ortamlarda, özellikle Rûmilerle oluşan kompozisyonlarda görülürler. Halı, çini, kâğıt, demir, taş, tahta, sedef vs. gibi değişik maddeler üzerinde gerek işçilik gerek desen bakımından farklı görünümlere sahiptirler. Devirlerine göre farklı özellikler gösterirler. Örneğin: Anadolu Selçukluları zamanında basit ve ilkel görünümlerde olan hatailer, on beşinci yüzyılda Çin sanatının etkisine girerek, çok süslü biçimlerde bulunurlar. Buna karşın on altıncı yüzyılda en has Türk karakterine kavuşmuş olarak çok zenginleşmişlerdir. 3. Rumiler Kanımızca Türk süsleme üslûpları arasında anlaşılması ve teknik yönden yapılması en zor fakat o nispette de en çarpıcı ve en estetik olanıdır. Rumiler, batı dünyasında yanlış olarak "Arabesk" adı ile bilinirler. Haklarında muhtelif yorumlar yapılmış, çiçeklere, palmetlere, lotus çiçeğine, yapraklara hatla kabukları açılmış bezelyeye bile benzetilmişlerdir. Ancak senelerden beri yaptığımız araştırmalar, Rûminin kesinlikle bitkisel olmadığını ortaya koymuştur. Rûmi'nin lügat anlamı Anadolulu demektir. Kökeninin Orta Asya olduğunu Selçuklu Türkleri tarafından on birinci yüzyıldan itibaren süslemeye aktarıldığını ve muhtelif hayvan formlarının stilize edilmiş şekilleri olduğunu pek çok örnek ile kanıtlayabiliriz. On dördüncü yüzyıla kadar Rûmi üslûbu ile yapılmış süslemelerin çoğunda hayvanları tanımak mümkündür. Girift, kıvrık yollar üzerinde, tavşan, kurt, balık, kuş örnekleri açık seçiktir. Çiçek dalları ile rûmi yolları hep ayrı kanallarda dolanıp, hiç bir zaman birbirlerinin yollarına karışmazlar. Zamanın akışı ve zihniyet gelişmelerinden olsa gerek, kuşların kafaları, tavşanların ayakları vs. gibi ayrıntılar kaybolunca, rûmi'ler klasikleşmiş, yalın hallerine bürünmüşlerdir. On beş, on altı ve on yedinci yüzyıllarda kökenlerini belli etmeyecek kadar katı stilize şekillerde görülürler. Ancak on sekizinci yüzyıldan itibaren Batı etkileri ile tamamen soysuzlaşmaya başlarlar ve bazı hallerde yaprak ve bitkisel görünüm alırlar. Rûmi üslûplarının sade, çift, üç kanat, Rûmi içinde Rûmi, süslü, kıvrımlı gibi isimler alan pek çok çeşitleri vardır. On yedinci yüzyıla kadar olan zaman içinde çok zengin kompozisyonlar halinde sunulmuşlardır. Edirne Muradiye Camii Mihrabındaki çini pano Türk rûmi üslubunun en güzel örneklerinden biridir. 4. Selçuklu Münhanileri On bir ile on beşinci yüzyıllar boyunca Türk süslemesinde, özellikle el yazması kitap tezyinatında çok sık rastlanılan bir üsluptur. Genellikle Selçuklu tarafından kullanılmalarına ve kavisli, yumuşak ana yapılarına dayanarak Ord. Prof. Dr. A. Süheyl Ünver bu üsluba Selçuklu Münhanileri adını vermiştir. Münhaniler, genel olarak Rûmilerin ve kuşkanatlarının iç bünyelerinde bulunan ayrıntılardan oluşurlar ve kendine özgü bir renklendirme tekniğine sahiptir. Ancak Rûmilerde olduğu gibi bir sap üzerinde belirli aralıklarla devam etmeyip, birbirlerine yapışık kümeler halinde oluşurlar. İster bordür şeklinde, ister madalyonlar veya belirli formlar görünümünde olsun, daima birbirlerinin arkasından çıkacak şekillerde çizilerek meydana gelirler. Ayrıca her bir münhaninin daralan kısmı, kompozisyonun gerektirdiği belli bir yöne doğru, gittikçe incelerek devam eder. Bazı hallerde, özellikle on dördüncü yüzyıl minyatürlerinde bitkisel bir anlamda da kullanıldıkları görülür. Fakat bunları kesinlikle eski Mısır ve Yunan motifi olan "palmet" ile karıştırmamak gereklidir. Palmetin belirli bir motif olmasına karşın münhaniler, motif olarak düşünüldükleri vakit bile, pek çok çeşit gösterirler. Ayrıca temel yapımları da değişiktir. En seçik kökenlerini, Uygurlar'a ait Bezeklik fresklerinde bir canavar resminde görmekteyiz. (Berlin, Staatliches Museum). Selçuklu münhanileri, teknik kolaylıkları ve ayrıntı zenginliği bakımından yeni terkiplere ve buluşlara da çok elverişli olduğu için, zamanımızın Türk süslemecileri tarafından benimsenmiş ve sevilmiş bir üslûptur. 5. Bulutlar Türk süsleme motifleri arasında evren ile ilgili öğelerden, (ay, güneş, yıldızlar gibi) bulutun özellikle kendine mahsus bir yeri olduğu görülür. Bulutların her zaman hareket halinde olmaları nedeniyle çeşitli görünümlere girmeleri, sanatkârlara geniş ilham kaynağı olmuş ve zamanla çeşitli üsluplaşmalarına yol açmıştır denilebilir. En yaygın şekilde kullanılmaları on altı ve on yedinci yüzyıllarda olmuştur. Bu zamandan sonra da süslememizden kaybolup gitmişlerdir. Uygulamada, bulutlar küçük veya büyük kümecikler halinde ele alınır. Bunların ince uzun ve kavisli olarak çizilenlerine bazı kaynaklar, bulut biçiminde stilize ejderha motifi de denmektedir. Bulutları, Türk süslemesinde başlıca dört bölüm halinde incelemekteyiz. a. Kendi bünyeleri içinde, başka motiflerde karışmadan, bütün süslemeyi doldurmaları, b. Herhangi bir süslemeyi daha güzel gösterebilmek amacı ile yardımcı motif olarak kullanılmaları, c. Desenleri yumuşak bir biçimlendirme amacını güden agraf (bağlantı) veya desenin çıkış noktasını simgeleyen zemin olarak kullanılmaları, d. Doğaya en yakın şekilleri ile bir manzarayı tamamlamaları, Özellikle minyatür sanatında bulutlar, çeşit çeit harikulade güzel üslûplarda bulunur. 6. Geometrik Süsleme İslâm sanatının en karakteristik süsleme unsurları olan ve yalın geometrik formların birleşiminden meydana gelen geometrik ağlar, Türk tezyinatının önemli bir yerini işgal eder. Özellikle Anadolu Selçukluları döneminde geometrik anlamda yapılmış süslemeler pek yaygındır. Osmanlılarda ise bu tür motiflerin kökenlerindeki sembolik anlam yavaş yavaş kaybolarak, onların zamanla salt bir süsleme haline dönüşmelerini sağlamıştır. Geometrik desenler karo, dikdörtgen, Üçgen, daire, poligon, baklava ve yıldızlar gibi bir çok yalın formların birleşmesinden oluşmakta ve anlam olarak evrenin sonsuzluğunu simgelemektedirler. Genellikle sınırları katı çerçevelerle belirlenmeyen yerlerde uygulanarak, başlangıç ve bitiş noktası göstermezler. Örneğin dini mimarinin iç ve dış dekorlarında, maden, taş, kitap süslemeciliğinin uygulandığı alanlarda olduğu gibi. Geometrik motiflerin bazen Rûmi ve bitkisel motiflerle birlikte kullanıldığı da görülür. Ancak bu tarzda yapılmış olan kompozisyonlardaki hâkimiyet, her zaman ayrımları meydana getiren geometrik formlarda kalır. Araştırmacıların her zaman ilgisini çekmiş olan bu tip süslemeye değinen pek çok yorum ve özellikle dış kaynaklı, oldukça doyurucu yayın yapılmıştır. 7. On Altıncı Yüzyıl Klâsik Bitkisel Süsleme On altıncı yüzyılın ilk yarısı ile beraber saray nakişhanelerinde süslemeye yeni etkilerin hakim olduğu görülür. Diğer bir deyimle bunlar geniş ve zengin bir imparatorluğun zevkleri ile paralel yürüyen olgun bir sanat anlayışıdır. Klâsik Türk süslemesi adını alan bu yenilenme, özellikle bitkisel kavramı olan yarı natüralistlik, yarı stilize bir üslup oluşturmuştur. Lâle, gül, karanfil, sümbül, menekşe, nergis, hasekiküpesi gibi çiçekler, bahar dalları, ağaçlar, üzüm, elma, nar gibi bitkiler çeşit çeşit ve yepyeni biçimleri ile mimari anıtların, çinilerin, taşların, kitapların vs. süslemesinde kullanılarak eşsiz bir dekorasyon sanatının doğmasında etken olmuştur. Ayrıca bu yeni üslup imparatorluğun sınırlarını aşmış, Avrupa ülkelerinin sanatını etkilemiş ve Osmanlı el sanatlarının kapışılmasına yol açmıştır. Örneğin Sir Harry Gamer, on altıncı yüzyıl İznik yapısı çini ve seramikleri için şöyle demektedir: "Renk ve dekorlanmaları yönünden daha güzelleri şimdiye dek yapılmamıştır." 9. Türk Rokokosu On sekizinci yüzyılda Osmanlı İmparatorluğunun Batı dünyasına kapılarını açması ile birlikte, her şeyde olduğu gibi süslemecilikte de değişiklikler meydana gelmiş ve Batının oluşturduğu Barok, Ampir ve Rokoko stilleri mahalli karakterlerle karışarak "Türk Rokokosu" adı verilen yeni bir üslûbun doğmasına yol açmıştır. Başlangıç tarihi takriben Sultan III. Ahmet zamanına rastlayan bu değişimler, on dokuzuncu yüzyılın sonuna kadar devam etmiş ve Batı etkileri yaygın bir şekilde süsleme sanatlarını hâkimiyeti altına almıştır. Klâsik süslemeye oranla az ilgisi olan lâkin kendine özgü renk, şekil ve teknikleri ile "Türk zevkine" yeni katkılar getirdiği söylenebilir. Ancak on dokuzuncu yüzyıl ortalarında aşırı süslü şekillere ve renklere bürünerek soysuzlaşmış ve çirkinleşmiştir. Genellemek gerekirse, motif hâkimiyetinin tamamen bitkisel süsler üzerinden oluştuğu ve hatta klâsik Rûmi ve diğer desenlerin bu anlam içinde uygulandığı görülür. Dallar, yapraklar ve çiçekler, vazolar, kaplar içinde veya fiyonklarla bağlanarak, bazen doğaya yakın "natürmort" kavramı içinde bazen de aşırılığa varan kıvrımlar ve çok girift profillerle bezemeyi tamamlar. Altın dahil olmak üzere bütün renklerin parlak ve canlı bir şekilde bir arada uygulanması yine bu üslûbun özelliklerinden biridir. D. Motiflerin Uygulandıkları Sahaların Zorunlu Kıldığı Tekniklere Göre Biçimlenmeleri Türk desen ve motiflerini önceki bahislerde genellemeye çalıştık. Ancak bu süslemenin uygulanacağı malzemeye göre biçimleneceğini ve değişik karakterde motiflerin oluşacağını da unutmamak gereklidir. Örneğin bir karanfil motifi taşta, tahtada oyulacak, halıda dokunacak, kâğıtta çizilip boyanacaktır. Oyulduğu zaman 3 boyutlu olduğu için nispeten basit, dokunduğu zaman geometrik olması gerekirken, kâğıt üzerinde çalışıldığı zaman büyük bir özgürlük içinde biçimlenir. Hepsi de karanfildir ama değişik formlar içinde geliştirilmişlerdir. Desen ve motifler, uygulandıkları malzemeye göre eleştirildikleri zaman yine fazlasıyla geniş bir konu karşımıza çıkar. Maden, tahta, deri, sedef, seramik, cam halı kilim, kumaş, işleme, giyim ve takılar, kasa, oya, çorap gibi gündelik kullanım eşyasında olsun, mimari anıtları süsleyen taş, maden, çini işlerinde olsun, güzel yazılarda, el yazması kitapları dolduran minyatür, cilt ve tezhip işlerinde olsun süsleme hepsinde de mühim bir rol oynamaktadır. 1. El Yazması Kitapların Süslemesi Türkiye kütüphaneleri, İslami ve Türkçe el yazması eserlerden oluşan çok büyük ve değerli koleksiyonlara sahiptir. Kitap, risale ve kitap-mecmua sayısının 400.000 civarında olduğu ve hususi ellerde bulunanlarla birlikte, daha büyük sayılara ulaştığı ilgililerce ifade edilmektedir. Kitapların metin ve güzel yazılarının kıymetleri yanı sıra, minyatür, cilt ve tezhipleri yönünden de, çok zengin olduklarını işaret etmek gereklidir. Hepsi değilse bile, pek çoğu süslenmiştir. Bir kitapta, bir parça tezhip olabileceği gibi bazen dört, beş bin parça tezhibi olan nefis eserlere de rastlamak mümkündür. Kütüphanelerin kayıt sistemlerine göne tezhipti, nakışlı el yazması kitaplar, süsleme yününden üç kategoriye ayrılmaktadırlar: Orta, nefis ve pek nefis. Orta ve nefis tezhipli kitaplar genellikle çarşılarda, bu işin ehli ustalar tarafından hazırlanırdı. Müzehhip, nakkaş, mücellit gibi isimler alan bu ustalar meslek erbabına ve loncalara dahildirler. Bir kitabın el ile yazıldıktan sonra süslenip ciltlenme ameliyesini ustalar yanlarında yetiştirdikleri ve "çırak" adını verdikleri elemanlarla birlikte kolektif bir anlamda yaparlardı. Böylelikle bu ilk iki kategoriye dahil kitaplarda sanatkâr adına hiç tesadüf edilmez. "Pek nefis" olarak sınıflandırılan eserler ise özel bir itina ile hususi kütüphaneler için hazırlanmıştır. Örneğin; sarayın kendi nakışhanelerinde, bugün sanat tarihimize mal olmuş emsalsiz hazineler meydana getirilmiştir. Bu nakışhaneler genellikle sarayın özel bölümlerinde kurulmuş olup, padişah ve saray erkanına takdim edilmek üzere yazma kitaplar, fermanlar, tuğralar, albüm ve murakkalar hazırlardı. Ne yazık ki "pek nefis" olarak tezhiplenmiş eserlerde bile sanatkâr imzasına ancak yüzde on hattâ daha az oranda rastlanmaktadır. Bu anonim anlayış yüzünden tezhibin tarihini tespit edebilmek güçleşmektedir. Yazma kitapta süsleme nerelerde bulunur? Genellemek gerekirse, en önemli ve zengin tezhipler kitabın en başına, zahriye denilen bölüme yapılırdı. Buraya kitabın adı, bazen de kimin için yapıldığını belirten temellük kitabesi hazırlanırdı. Özellikle padişahlar için hazırlanmış olan nüshalardaki bu temellük kitabelerinin süslemeleri, insanı hayretten hayrete düşürecek incelik ve güzelliktedir. Kitabın konu, bölüm ve sure başlıkları da süslenen yerlerdendi. Bunlara serlevha veya başlık denilmektedir. Ayrıca kitabın metin kısmının kenar boşlukları da süslemeye elverişli olduğu için bol bol tezhiplenmiş nüshalara rastlanmaktadır. Bu tip sayfa süslemelerine genellikle halkâr veya haşiye tezhipleri denmektedir. Son olarak da kitabın en arka sayfalarında süslemelere rastlanır ki bunlara da hatime veya keteba tezhipleri deyimi kullanılır. a. Tezhip ve Çeşitleri Kitap süslemesine genel olarak tezhip işleri adı verilmektedir. Ancak tezhip, doğru anlamda kullanıldığı zaman altın, yaldız ve boya ile yapılan her türlü süsleme işine verilen bir isimdir. Yani kitap süslemesinde olduğu kadar, murakkalar, tuğralar gibi güzel yazı örneklerini değerlendiren, tahta üzerine, alçı duvarlara yapılan altınlı bezemeleri de kapsayan bir dekorasyon sanatıdır. Minyatür ve cilt sanatının da teknik yönden tezhip ile ilişkisi büyüktür. Kitap tezhibini bilmeyen bir sanatkârın, minyatür ve cilt süslemesi yapabileceği düşünülemez. Ancak minyatür, resim sanatının önemli bir kolu olarak daha zordur ve yapımı daha çok hüner ister. Küçük boyda ve çok ayrıntılı çalışıldığı gibi, konuları genellikte figüratif resimlere dayanır. Prensip olarak kitabın metnindeki olayları yansıtma amacı ile yapılır. Ancak minyatürlerin içinde tezhip çok bol kullanılmıştır. Resmedilen ev, saray dekorları, halılar, çadırlar, kişilerin elbiseleri hep devrinin tezhibi ile bezelidir. Şu halde tezhip ile minyatürün el ele yürüyen iki kardeş olduğu rahatça söylenebilir. Tezhibin pek çok çeşitleri vardır. Yine bu alanda konumuz çok geniş olduğu için ayrıntılara inmeyip genellemek zorundayız. Tezhibin çeşitlerini incelerken, tarihi gelişimi içindeki ekol farklarına göre ve teknik ayrıcalıkları yönünden düşünmek gereklidir. İstanbul, Edirne, Bursa, Amasya, Konya, Bağdat, Mısır, Musul ekolleri, devirlerinin anlayışına göre muhtelif tezhip çeşitlerinin doğmasına yol açmıştır denilebilir. Ayrıca Türk tezhibini, önemli ayrıcalıklar gösteren dört genel bölümde toplamak da mümkündür. 1. Selçuklu tezhibi, 2. Osmanlı erken devir tezhibi, 3. Klâsik devir tezhibi, 4. Batılılaşma dönemi tezhibi. Teknik ayrıcalıklarına göre yapılan dekorlarda zeminleri doldurulmuş ağır tezhiplerin yanı sıra kâtı'saz yolu, pesent yolu ve yalnız altın veya hafif renklerle hazırlanmış adına halkâri denilen pek çok tezhip çeşitleri vardır. Bunların arasında en önemli grubu halkârî teşkil eder. Çeşitleri hatır ve hayale gelmeyecek kadar çok olup nispeten kolay yapılan cazip bir süsleme tarzıdır. Desenler parlak altınla çizildikten sonra, araları altın suyu ile gölgelendirilir. Türk tezhip sanatının en ünlü halkâri ustası müzehhib Karamemi'dir. On altıncı yüzyıl süsleme sanatına reform ve benlik getirmiştir denilebilir. b. Tezhipte Renkler Eski devirlerde tezhip ve minyatürde kullanılan renkler genellikle kök ve toprak boyalardan hazırlanırdı. Boyalar incecik toz haline getirildikten sonra Arapzamkı ile ezilir ve kullanılmaya elverişli olurdu. Klâsik ve rokoko tezhiplerinde hemen hemen her rengin bulunmasına mukabil ondan önceki devirlerde bu daha sınırlıdır. En eski bilinen boyalar, balmumu isinden yapılan siyah, üstübeç beyazı, lapis lazuli ve Lahor çividi lâcivertleridir. Altın ile laciverdi birbirine yakıştıran Türk sanatkârları, yüzyıllar boyu en çok bu karışımı kullanmışlardır. Kitaplardaki süslemeye hâkim olan bu iki rengin sembolik anlam taşıdığını düşünen yorumcular da vardır. Günümüzde yapılan tezhip ve minyatür işlerinde, eski boyalar terk edilmiş yerlerini çeşitli afiş boyaları, suluboya ve guvaj almıştır. Ancak eski tekniklerin tamamen unutulmasına ve kaybolmasına yol açan bu durum sakıncalı olmaktadır. c. Altın, Gümüş ve Madeni Boyalar ile Çalışma Türk tezhibinin ana rengi hakiki altındır. Muhtelif ayarlarda hazırlanan altın varaklar, yapıştırma, ezilerek toz haline getirme, serpme (zerefşan) ve püskürtme gibi çeşitli metotlar ile uygulanır. Kırmızı altın, sarı altın, gümüş katılarak elde edilen yeşil altın tezhiplerde bir arada kullanılarak değişik renk görünümleri sağlar. Eski devirlerde altının yanı sıra gümüş, bakır ve altın ile karışık bakır ve kalay da kullanılmıştır. Günümüzde yapılan tezhiplere, sayılan madenlere ilaveten alüminyum ve bronzdan yapılan yaldız boyalar da uygulanmaktadır. d. Güzel Yazıyı Süsleme Osmanlı Türkünün elinde, eşsiz bir sanat kolu haline gelen Arap yazısının sanat dünyamızda önemli bir yeri vardır. Anlam, üslûp ve kompozisyon zenginliğinin yanında teknik açıdan farklılıklar üzerinde de durulması gerekir. Bunların arasında, yazı içini ve yazı dışını süsleme, kendine özgü bir yer kapsamaktadır. Bu tarzda oluşmuş kompozisyonlar için, yazının tezhip ile kaynaştığı en belirgin örneklerdir denilebilir. Süsleme için özellikle büyük boyutlarda yazılmış olan yazılar tercih edilir. İçleri yahut dış bölümleri isteğe göre seçilmiş her tür motifle dekorlanabilir. Burada geometrik, Rumi, Hatayi gibi pek çok üslûpları uygulamak mümkündür. Güzel yazı süslemesini Mustafa Rakım Efendi ve Ahmet Karahisari gibi büyük hattatların da benimsediğini bazı yapıtlarından görmekteyiz. c. Tığlar Türk Süsleme sanatlarında, genellikle bir yardımcı eleman olarak kabul edilen tığlar, tezhipte mühim bir yeri işgal ederler. Süslemenin uygulandığı pek çok sahalarda, özellikle yazma kitap sanatında kullanıldıkları görülür. Tezhibin bittiği yerden başlayarak, paralel hatlarla dışa doğru ek gibi uzanırlar ve uçları, sivri bir şekilde nihayet bulur. Süslenen bölüm ile geride kalan boşluğun dengesini sağlamak amacı ile yapıldıkları bellidir. Son derecede ince ve zarif şekillerde işlenerek, tezhipten çıkan ışık huzmeleri gibi kâğıdın boş olan kısımlarına, belli oranlarda olmak şartı ile yayılırlar. Süslemeyi tamamlayan ve adeta bir kenar dantelası görüntüsünde olan tığların devirlerine göre değişen yüzlerce çeşidi vardır. Tezhipte görülen ince, zarif tığları diğer süsleme alanlarında bulmak pek mümkün olmaz. Süslemenin boyutlarına ve teknik çalışmalarına paralel bir şekilde üsluplanarak sadeleşirler ve irileşirler. Çok büyük olanları kapsayan bezemelerde, örneğin sıva üstü tavan nakışlarında, tığlar iri boy şemseler, daireler oluşturarak yardımcı motif olmaktan çıkarlar. Esas olan daima büyükten küçüğe doğru giden boyutların sağlanmasıdır. Tığ süslemelerde Rûmi, bitkisel, geometrik şekiller, bulut vs. gibi her tür motif uygulandığı gibi bazı nadir hallerde hayvan ve insan figürlerine de rastlanır. d. Cilt Kapaklarında Süsleme Kavramı Yazma kitapları saran ciltlerin süslemeleri, Türk cilt sanatının en önemli yönlerinden biridir. Başlıca üç büyük bölüme ayrılırlar. Birincisi, deri üzerine kalıpla kabartma, gömme veya elle yapılan çizme, oyma usulleri ile hazırlanan "deri" ciltlerdir. İkincisi, mukavva, deri veya beze uygulanan çeşitli boyamaların üzerine vernik çekilmek sureti ile hazırlanan "Lake" ciltleri kapsar. Üçüncüsü ise "Murassa" ciltler denilen ve kıymetli taşlarla bezenmiş olanlardır. Süslemeler genellikle cildin iç ve dış kapaklarına ve bir de arka kapağa bağlı "Miklep" denilen ilâve bir kısma yapılır. Karakteristik bir cilt süslemesinde düzen şöyle sıralanabilir; Kapağın etrafını çerçeveleyen kenar suları, köşelere yapılan (Üçgen görünümünde köşe süsleri ve en önemlisi ortaya yapılan oval veya dairevi terkiplerdir. Türk Yazma Kitap Kaplarının en önemli ve belirgin bir formu olan bu madalyon biçimindeki bezemelere güneş anlamına gelen "Şemse" adı verilmektedir. Selçuklulardan başlayarak on altıncı yüzyılda Osmanlılara kadar dairesel anlamda yapılan şemselerin, bu dönemden itibaren genellikle oval formlara dönüştüğü görülür. Bezeme ve uygulama tekniklerine göre; Salbekli şemse (İki ucu uzatılmış olanlar) mülemma şemse (şemse ile köşelerin arasındaki boşluklarında bezeli olanları) mülevves şemse (renkli deriler ile yapılanlar) soğuk şemse (altın ve renk kullanılmadan yalnız derinin kendi renginde olanlar)gibi çeşitli adlar alırlar. Cilt Süsleme Sanatında görülen bezemeler arasında uyularak meydana getirilmiş ol olanlara "müşebbek şemse" veya "katı'şemse" denir ki bu usul, genellikle cilt kapaklarının iç yüzünü süslemek için kullanılmakta olup, Türk cilt süslemesinde pek çok sevilen ve tatbik edilen bir tarzdır. Kâtı' herhangi bir şekil ve yazının kağıt veya deriden oyularak çıkartılmasına verilen isimdir. Oyulup çıkarılan kısıma "erkek oyma" oyulan bölüme ise "dişi oyma" denir. Bu usul ile elde edilen şekiller başka bir kağıda veya maddeye yapıştırılarak arzuya göre boyanıp tahrirlenir. Kökenlerinin Kopt va Uygurlara dayandığı oymacılık sanatı, özellikle on beşinci yüzyılda geniş bir sanat kolu haline gelmiş ve on sekizinci yüzyıl sonlarına kadar eşsiz örnekler vererek devam etmiştir. e. Çiçek Minyatürleri Batılılaşma döneminde hazırlanmış el yazması kitaplarda çok sık rastlanan bir süsleme de Çiçek Minyatürleridir. Bu devirde kaybolmaya başlayan figürlü, tasvirli minyatür sanatının yerine geçmek çabasındadırlar denilebilir. Yerine ve zamanına göre Barok, Ampir ve Rokoko stillerinin damgalarını taşımakla beraber daha evvelce de belirtildiği gibi "Türk zevkini" yansıtacak niteliğe ulaşmışlardır. Türk sanatkârları tarafından benimsendikleri ve yaygın bir şekilde kullanıldıkları görülür. Genel anlamda "Şüküfe tarzı" olarak tanımlanırlarsa da pek çok gruplara ayrılabilirler. Demet, buket, tek çiçek, vazolara, kablara yerleştirilmiş şekilleri ile doğaya yakın görünüşlerde yapılmışlardır. Yazma kitabın verdiği imkânlara göre 2,5 cm'den 15 cm'ye kadar çeşitli boyutlarda bulunurlar. On sekiz ve on dokuzuncu yüzyılların en başarılı Türk süsleme örnekleridir denilebilir. 2. Çini ve Seramik Sanatında Motifler Sahip olduğu teknik ve üslûp özelliği ile sanat âleminde seçkin bir yeri olan Türk çini motif ve desenleri daima diğer süsleme alanlarına paralel bir gelişim göstererek devamını sağlamıştır. Çoğu kez tezhipte görülen kompozisyonlar, çinide büyük panolar halinde oluşmuştur. Çininin, uygulamada bünyesine özgü teknik ayrıcalığı dışında, ana hatlar diğer süslemede oluşanlarla hemen hemen aynıdır. Türk çinisi, Selçuklu ve Osmanlı dönemleri adı altında iki büyük kola ayrılır. Selçuklu çinilerinin başlangıcını oluşturan geometrik motifler, on üçüncü yüzyılın ikinci yarısına doğru bitkisel ve Rûmi motiflerine de yer vermiş, zaman zaman insan figürleri ve hayvan tasvirlerinden oluşan kompozisyonlar meydana getirilmiştir. Bu dönemde çinide kullanılan renkler mor, siyah, yeşil, firuze, altın, kahverengi vb. mavinin çeşitli tonlarıdır. Beylikler devrinde görülen duraklama Osmanlılarda büyük bir hamle gösterir. Erken devir Osmanlılarda görülen mavi-beyaz çiniler bu dönemin en önemli örnekleridir. Ayrıca renkler zenginleşmiş ve şekillere ilaveten sarı, beyaz ve tatlı bir yeşil katılmıştır. On altıncı yüzyılda motifler natüralist bir üslûp ile doğanın bütün güzelliğini simgelemiş ve icat edilen domates kırmızısıyla renk, teknik ve desen ustalığı, bu dönemde doruğuna ulaşmıştır. On yedinci yüzyıl ilk yarısının çinileri teknik açıdan gerileme gösterirse de motif ve desen yönünden çok zengin ve estetik olup klâsik dönem geleneğini sürdürmüştür. On yedinci yüzyıl ikinci yarısı ve on sekizinci yüzyıl çini sanatında ise hepten bir gerileme ve soysuzlaşma görülür. Ancak bu dönemin ilgi çekici çini desenleri Mekke ve Medine tasvirlerinden oluşanlardır. Çinide pano kompozisyonları genellikle iki şekilde oluşur: Birden fazla birkaç çini karonun birbirini tamamlayarak yan yana gelmesiyle oluşan kompozisyonlar ve tek karoda bütünlük kazananlar. Karolar genellikle tam kare esasına göre form alırlar. Ayrıca bütün çini kaplamaların bittiği yerlerde ve çini panoların etrafına çerçeve görevi yapan çini bordürlerde kompozisyonu tamamlayan önemli elemanlardır. Bordür çiniler genellikle dikdörtgen esasına göre biçim alırlar. Seramikte uygulanan kompozisyonlar ve motifler çiniye kıyasla belirli ayrıcalık taşımaktadır. Bunların derlemeleri çinide görülen duvar panolarındaki kompozisyonlardan çok daha değişik görünümdedir. Dekore edilen formların özellikleri nedeniyle ayrı bir şekilde süslenirler. Bununla beraber yüzyılların üslûp etkisi seramikte de görülür. Örneğin Selçuklu dönemi seramiklerinde çiniye paralel olarak, geometrik motifler efsanevi yaratıklar, yalın hayvan tasvirleri ve insan figürleri pek boldur. Osmanlı erken devir mavi-beyaz seramikleri desen yönünden Çin, Ming porselenlerinin etkisi altında gelişirler. Hâlbuki aynı dönem duvar çinilerinde bu husus belirgin olmadığı gibi süslemeler, Anadolu geleneklerine paralel özellikler gösterir. Klasik ve geç devir Osmanlı seramiklerinin süslemelerinde ise hâkimiyet bitkisel türlerde olmakla beraber, duvar çinisinde görülmeyen sembolik motifler, çeşitli hayvan, kuş, gemi, kayık ve bina desenleri sık kullanılmıştır. Nadir olmakla beraber insan figürlerine de rastlanmaktadır. 3. Taş Süslemesinde Motifler Sanat milletlerin kültür ve zevklerini açıklayan, toplulukların geleneklerini, duygularını yansıtan bir kavram olduğuna göre bunu en güzel ve ayrıntılı olarak ifade edebilen dallarına önem vermek ve üzerlerinde titizlikle durmak gereklidir. Konu bu açıdan ele alındığı zaman Türk süsleme sanatlarında, taş süslemeciliğin önemli bir yeri olduğu görülür. Devirlerine göre olduğu kadar, uygulandıkları yerlere göre de belli ayrıcalıklar içinde oluşurlar. Taş süslemelerini iki büyük ana bölümde araştırmak mümkündür: a. Mimari Anıtlarda Buralarda kullanılan dekoratif süsleme, esas yapının tamamlayıcı bir unsurudur ve devirlerin özelliğini gösteren her türlü motifin kullanılması ile oluşmuştur. Böylece resmi, sivil ve dini mimaride, zamanın sanat anlayışına paralel gelişen fevkalâde zengin bir süsleme görülür. b. Mezar Taşlarında En küçük abide veya heykel niteliğini taşıyan binlerce ve binlerce Türk mezar taşı, sanat tarihimizin en ilginç bölümlerinden birini kapsar. Ayrıca kitabeleri, süslemeleri ve genel görünümleri ile de tarihi birer vesika oldukları gerçektir. Bu bölümde toplanan motifler, özellikle anlam ve ayrıntı yönünden zengin bir ifade tarzına sahiptir. Estetik açıdan olduğu kadar, sembolizm kavramları içinde de yorumlandığı görülür. Genel olarak beş gruba ayrılırlar. 1. Doğadan stilize edilen motifler (Çiçek, ağaç, meyve, kuş, güneş, ay, yıldız, bulut, su gibi), 2. Yöresel özellikler gösteren motifler (Batı Anadolu mezar taşlarında bulunan ev, bahçe, cami, şehir motifleri gibi- Ya da Akşehir dolaylarında bulunan taşlardaki insan tasvirleri gibi), 3. Gündelik hayattan stilize edilen eşya ve alet motifleri (Vazo, İbrik, tabak, kese, rahle, çekiç, hokka takımı, kahve fincanı gibi), 4. Sembolik anlamda olan motifler (Kandil, alev, çark-ı felek, mühr-ü Süleyman, rozet, yeniçeri ortalarının işaretleri, damgaları, istifli ibareler, tuğralar gibi), 5. Kadın, erkek, çocuk ve meslek başlıkları (Hotoz, fes, serpuş vs.) Mezar taşlarında on beşinci yüzyıldan itibaren yapılması gelenek haline gelen binlerce çeşit başlık formu, ölen kişinin sosyal durumunu belirttiği kadar geçmiş yüzyıllardaki giyim ve kuşam hakkında da en doğru bilgiyi vermektedir. TÜRK SÜSLEMESİNDE KULLANILAN BAZI KELİMELER ve ANLAMLARI AMER (AHAR): Kâğıt terbiyesine verilen isimdir. Yumurta akıyla yapıldığı gibi ayrıca, pişmiş toz pirinçle de yapılır. Buna pirinç aheri denir. BERK: Yaprak. BORDÜR: Pervaz ve kenar suları şeklinde bir araya gelen motiflere denir. Şerit bezeme. CETVEL ÇEKMEK: Yapılan süslemenin içine ve dışına düz çizgiler çizmek. ÇIRAK: Bir ustanın yanında çalışan sanat öğrencilerine verilen ad. DESEN: Renkli veya renksiz, tonlu ya da tonsuz çizgi resimler. FİGÜR: Resim ve heykel sanatlarında insan resmi. FORM: Şekil, biçim. HATİME: Bitiş, yazma kitaplarda müellifin eserini bitirirken yazdığı duaları ve hattatını, varsa müzehhibini belirten yazıları kapsayan son yaprak. HENDESİ: Geometrik, geometri ile ilgili. HÜSNÜ HAT: Eski harflerle yazılan güzel yazılar. İBDA: Yaratma. Sanatın her devirde ve her yüzyıla ait bütün ayrıntılarını bildikten sonra, şimdiye kadar yapılmayan bir usulde yeni bir çığır açan, ayrı ve üstün örnekler. İMZA: Sanatkârların isimlerini bildirmek için resim veya tezhibin münasip bir köşesine koydukları işarete denir. Bunlar genellikle ufak yazılır ve kolaylıkla fark edilmezler. KATI: Kâğıt veya deri oymacılık sanatı. Kesme. Kâğıt üzerine yazılmış güzel bir yazıyı veya motifleri oyarak başka bir madde üzerine yapıştırma işlemidir. KOMPOZİSYON: Parçaların bir bütün içinde düzenli olarak bir araya getirilmesi. Terkip. KÖŞELİK: Levhalarda kenar uçlara yapılan süslere verilen isimdir. KUZULU CETVEL: Sahife, metin veya motif hududuna, çekilen cetvellerin dışına tirilin ile bir çizginin daha çekilmesi. LEVHA: Hüsnü hatla yazılan ve çerçevelenerek duvara asılan yazılara denir. MİNYATÜR: Nakış resim. Boya ve yaldızla gayet ince ve dikkatli olarak eski usulde yapılan küçük kıt'adaki resimlere ve ince ayrıntıları göstermek üzere, renkli olarak yapılan küçük boyutlardaki portrelere de denir. MOTİF: Bir tablonun, bir figürün yahut tezyini resmin esasını teşkil eden şekil ve unsur. MURAKKA: Birçok kâğıt tabakalarını üst üste yapıştırmak suretiyle elde edilen mukavva. MUVAZENE: Denge. Plastik sanatlarda kullanılan unsurların kompozisyon bakımından birbirlerini tartacak biçimde düzenlenmeleri. MÜHRE: Kâğıtlar aherlendikten sonra cilalamak ve perdahlamak amacıyla kullanılan yuvarlak veya kalın cam. MÜNHANİ: Eğri, kambur. MÜZEHHEP, MÜZEHHİP: Tezhip işi yapan sanatkâr. NAKIŞ: Eskiden boyalı resimlere verilen isimdir. NAKIŞHANE: Bütün nakış ve nakış resim yapan usta ve çırakların bir arada çalıştıkları odaya veya binaya denir. NAKIŞ RESİM: Eskiden el yazması kitapları süslemek için boya ile yapılan renkli resim tarzı. Minyatür. NAKKAŞ: Nakış resim yapan, minyatürcü. REMZİ MOTİFLER: İşaret, sembol olan motifler. SAZ YOLU: Uzun dallar üzerine yapılan süslere denir. Sanat tarihçileri arasında bu deyim "kıvrım dallar" şeklinde değiştirilmiştir. Daha ziyade çiçekli ve yapraklı olurlar. Rûmi motiflerinin ayrı hatlar halinde arada kullanıldığı görülmektedir. SERLEVHA: Yazma kitabın tezhiplenen başlık bölümü. TEZHİP: Eskiden el yazması kitapları ve güzel yazı murakkalarının kenarlarını boya ve altınlı süslemelerle tezyin etmek işine verilen isimdir. Arapçada altınlama manasına gelirse de yalnız altın yaldızla işlenen işleri ifade etmez, boyalarla yapılan ince süslemelere de denir. STİLİZE: Karakteri kaybolmadan basitleştirerek tezyini ve şematik hale sokulmuş biçim ya da motif. ŞEMSE: Güneş şeklinde süsleme motifi. Oval veya daire şekillerinde olur. Ayrıca eski kitap ciltlerinin kapakları üzerine kabartma olarak yapılan yaldızlı göbeklere de denir. ŞİKAF: Halkârın hafif renklendirilmiş şekli. ŞÜKÜFE: Çiçeklerin doğaya yakın şeklide stilize edilerek minyatür tarzında çalışılan bir Türk süslame üslubuna denir. On sekizinci yüzyldan itibaren benimsenmiş bir tarzdır. ŞÜKÜFEDAN: Çiçeklik. Çiçek vazosu. TAHRİR: Boya veya altınla işlenen süsleme şekillerinin çevrelerine daha koyu bir renkle ince olarak geçirilen çizgi, çevre çizgileri. TASVİR: Resim, suret, şekillendirerek ifade edilmiş resim. TENAZÜR: Denk, durumlu olan şekiller. Simetri. TEZYİNAT: Eskiden el yazması kitapları ve güzel yazı murakkalarının kenarlarını boya ve altınlı süslemelerle tezyin etmek işine verilen isimdir. Arapçada altınlama manasına gelirse de yalnız altın yaldızla işlenen işleri ifade etmez, boyalarla yapılan ince süslemelere de denir. TEZYİNAT: Süsleme, dekorasyon. Bir şeyi güzel göstermek için üzerine yapılan süsler, nakışlar ve resimler. Bezeme. ÜSLUP: Tavır, tarz. Bir sanatçıya ya da bir çağa özgü teknik, renk ve biçimlendirme özelliği. VARAK: Kitaplarda iki sahifeden ibaret bir yaprak manasına gelir. VARAK ALTIN: Çekiçle dövülerek sigara kâğıdından daha ince bir yaprak haline getirilmiş altına denir. ZAHRİYE: Yazma kitabın ismini veren birinci sahife veya cilt kapağının iç tarafı. ZENCEREK: Geçme veya zincir motifi. ZEREFŞAN: Altın serpmek, püskürtmek. Varak altının elek üzerinden, jelatinli su veya yumurta akı sürülmüş bir zemine serpiştirilmesi. Diğer bir şekilde, varak altın toz haline getirildikten sonra jelatinli su ile karıştırılıp fırçayla bir zemine serpilmesidir. ZERMÜHRE: Sürülmüş altını parlatmaya yarayan ve ucu akik olan mühreye denir. Kaynak: Azade AKAR - Cahide KESKİNER
|
||
|
|
|
#2 (permalink) | ||
|
|
Türk süsleme sanatında desen ve motif
baya detaylı olmuş teşekkrler.
|
||
|
haberler özledim.NET Sitemiz mIRC · Chat · Sohbet